10 Aralık 2013 Salı

Aşk-ı Kar


Kar yağıyor dışarıda.
Güneş açtı içimde.
Aşk nedir sorgulayıp duruyor zihnim günlerdir, haftalardır.
Sonra birden bir kar yağıyor.
Sorgu sual bitiyor çabasız.
Sen değil ben değil. Senden ve benden sonra yağan kar.
Aşk benzersiz kar kadar.
Dokunsan erir, dokunmasan da erir. Erimek doğasında var.
Her bir tanesi eşsiz bir evren gibi.
Yazın da yağsa diyorum kar. Hiç yağar mi yazın kar?!
Yağsın. Ama yağmaz. Karın da bir zamanı var.
Aşkın zamanı ve mevsimi yok. Burada ayrıldılar.
Zaman nedir ki diyorum bir çemberin iki ucu.
Tekrar kucaklaştı aşk ve kar.
Aşk kitapsız kar kadar.
Bir yolu yok yağmasının karın. Yeterli eksi sıcaklığa ulaşıncaya kadar.
Bir yönü yok yağmasının. Rüzgar kaptana güvenir. O kadar.
Bir zamanı da yok öyleyse karın.
Yağması bir kavuşmaya bakar.
Aşk gibi oldu mu yine?
Aşk zamansız işte kar kadar.
Yağsın. Yağsın üstümüze aşkla kar.
O kadar.



 



24 Haziran 2013 Pazartesi

#duranadamatankalp

#duranadamatankalp
Direnişimizi dirilişe çeviren imajlarla sarıldık çoğu kez.
Kırmızı elbiseli kadın dikkatimizi cezbetti. Gitar çalan adam bizi mest etti. Siyah elbiseli kadın coşkumuzu yükseltti. Çıplak adam korkumuzu kaybetti.
Ama bir adam var ki…
Kalbimi mesh etti.
O durdu ya saatlerce gönlümün meydanında
Ben döndüm durdum tavaf ettim etrafında.
O durdu ya orada sakin ve huzurlu
Bütün hücrelerim titreşti, kanım kudurdu.
O durdu ya yeni doğan güneşi selamlar gibi,
İçim dalgalandı, görüşüm netleşti.
O durdu ya karanlıktan ve yokluktan vücuda gelen evreni seyreylercesine,
Her nefesimde katıldım varoluşun resmine.
O durdu ya,
Ben ayaklandım.
O durdu,
Ben sallandım.
O durdukça nefes aldım.
O kalktı gitti bedenini alıp mecburen,
Ruhum kaldı o merkezde mecnunen.
Bütün diriliş süreci, çok özel ve çok güzeldi.
Lakin orada durdun ya adam, dünyam değişti.
İçimde nereye temas ettin bilmiyorum.
İçim dışım yer değiştirdi, buna alışıyorum.
Dünyanın dışına çıktım seni bekliyorum.

Güneşimsin; ayın oldum, pişiyorum.

5 Mart 2013 Salı

8.hayat masalları

Bundan tam yaklaşık 97.000 yıl önce
Başka canlılar yaşarmış dünyamızın üzerinde.
İnsanlara çok benzerlermiş o yüzden korsan diyelim onlara
Bedenleri, sesleri, evleri, şehirleri bile hatta
Hisleri de en çok benzermiş insanlarınkine galiba
Öyle ki hayal gücümüzü çalıştırmaya gerek kalmayacak derecede
O kadar benziyorlarmış ki biz en iyisi imsan diyelim onlara.
Yaşadıkları yer ve zaman dünyanın hayatlarından birinde
Sanırım üçüncüsünde
7 kere batmış ya dünya ve doğmuş 8 kere
9 canlıdır dünya ve bizim yaşadığımız hayat sondan bir önce.
97.000 yıl evvel yaşayan imsanlar bir his farkeylemişler
Dünyanın batmasına tam çok az kala, sessizce
Ve aslında bir sır vereyim buymuş sonunu getiren hayatlarının gizlice.
Bu hissi yok etmek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile.
His yok etmiş onları e tabii yok olmuş kendisi de.
İmsan olmazsa his olur muymuş ki?
Ama bir sır vereyim de kimseye söyleme
İmsanlardan bir aklı evvel saklamış bu hissi yerin göbeğine.
Bu his imsandan akıllıymış sanki çıkmazmış yeryüzüne.
Taa ki her sonu gelmeye yakın dünyanın her hayatının
Keyfini çıkarıp dinlenmiş tam merkezinde dev arzın.
İmsan, ifsan, issan, iğsan, ihsan ve sonunda insan hayatları doğmuş sırayla.
Bir yenisi doğuyormuş batan her hayatın ardında.
Bu his zamanla derinde canavar gibi kararmış
Zaten hayatı yok eden karanlık bir yüzü varmış.
Ne zamanda biri korkuyla hatırlasa o en derini
Canavar his fırlarmış yerinden tutmadan hiç nefesini.
Sarsılırmış koca dünya unutup ahiri evveli,
Toplanırmış gökler yere batırmak için güneşi.
Karanlık inince inine, bir ışık hayat doğarmış
Lakin ne var ki sonunda hep karanlık ışığı yoka boyarmış.
Böyle gelmiş böyle gitmiş, neyse ki çok az kalmış
Dedim ya bizim yaşadığımız hayat sondan bir önce yaşanmış.
Sana son bir sır vereyim, beni affet ve iyi dinle
Bu gün uyandırıverdim canavar hissi kalbimde.
Histir eninde sonunda canavar olmasından öte
Karanlık çabuk yayılır güneşin değidiği yerde.
Lakin bir çıkışı vardır hep her masalda hikayede
Hem lakin bu masal değildir, ne bir mit ne de hikaye
Yine de duymak istersen canavarın son nefesini
Koşup inine inesin tutmadan sen nefesini
Karanlıkta aydınlığı bulana kadar derine
Canavar ölsün diyorsan yok başka çare derdine
Canavar his öldü diyelim, görürsün daha beteri
Canavar gitse de sonu gelecek, değildir dünya ebedi.
O his ölsün bu his ölsün derken insan yok olacak
Geriye belki kim bilir sadece hisler kalacak.
Bence sen git rahat uyu, his arşınlasın dünyayı
Ben göğü açarım sana aydınlatsın ay rüyanı.
Sekizinci hayat da batar dünyanın son nefesinde
Sen dokuzuncuyu düşün onun ötesi nerede?


25 Şubat 2013 Pazartesi

eğer ki.

Aydınlığın içinde güçlü bir ışık yaksan nafile
bir farkı olmaz.
Karanlığın içinde bir mum yakarsan;
Bir şey değişir.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Halk Eğitim Merkezi

   
Erzurum’da doğdum büyüdüm. İstanbul'a yerleşene dek beni bu şehir besledi. Büyürken bu ıssız ve soğuk şehirde ısınacak hisler hayaller topladım hep tabii. İçimi en ısıtan hayallerimin aynalarından biri ve en buğulusu okuldan sıvışıp gezmeye gittiğimiz sergilerdi. Erzurum’un yegane halka açık, ulaşılabilir merkezinde sanatsal etkinlikler Halk Eğitim Merkezinde olurdu. Eğitimlerini bilmezdim amma sergileri hep aklımda. İnternetin henüz girmediği dünyamızda, televizyonun henüz yetmediği noktalarda sanatsal açlığımızı beslemek kolay değildi. Erzurum doğunun Paris’i. Ki hemen hemen tüm doğu illeri için kullanılır bu deyim. Biz kiiim Paris kim??? Paris’i bilmem ama Erzurum’da bir tek yer bilirim. Bir pencere, beni en büyüleyen içine alan bambaşka diyarlara taşıyan, sanatçıların resimlerinde eridiğim kaybolduğum bir pencere. Kapı değil henüz ama ‘bak bu karlar altında ve gün ışığı ötesinde böyle de bir dünya var’ diyen resimler. ‘bak bu yürüdüğün sokakta, gördüğün insanlarda bir de böyle bir hal var’ diyen fotoğraflar, ilk izlediğim tiyatro gösterileri…
Sevdiğim ressam Haluk Güçlü’nün sürreal kadınları, çocuk tiyatrosunun palyaçoları ile yıkıldı gitti…

Ben daha doğmadan bir fotoğraf sergisi yapmış canım babam. Halk Eğitim Merkezinde. O da Erzurum’un ender sanat severlerinden, var olanın ötesine doğru kanat çırpan ya da çırpınan bir cevher. Zamanla teslim olmuş tabii, çırpınmaya dahi kalmamış nefesi. Maalesef.

Ve Maalesef bugün şehre indiğimde Halk Eğitim Merkezi’ni göremedim. Yıkılmış, boşluğunda modern şehrin en büyük göstergesi! olan otobüsler sergileniyor. Resimlerin fotoğrafların uçuşup yok olduğu alanda otobüsler boylu boyunca uzanıyor.
Yeni sanat makine-art boşluklarda diriliyor.

Boş boş baktım. İçim bile acıyamadı.
Mimari değil kültürel bir sancı içindeyim. Bu merkezin yerinde modern kent meydanı ismiyle betondan devasa bir boşluk yapılıverecek. Sanıyorum bu sancılar her geçen gün derinleşecek.
O kadar burkuldu ki bileğimiz ruhumuz, yüreğimiz burkulamıyor bile artık.
Beyoğlu’nun incisi yok, Erzurum’un Halk Eğitim Merkezi.
Üzgünüm.
Böyle hissedince bazen, semah dönmüyor ruhum.

-Nothing’s gonna change my world-Jai Guru Deva-Om-