23 Temmuz 2020 Perşembe

Gözlerine iyi bak

Telefonumla oynuyorum bir sıcak yaz öğleden sonrasında. Yatağa uzanmışım. Ekran parlaklığı maksimum ama ben hala yüzümün yansımasını görüyorum. Sıcak. Gözüme bakıyorum yansımamda.
Gözlerim neler gördü.
Gözlerimle ilgili çok şey duydum.
Bir otobüs yolculuğunda genç muavin ‘kapkara gözlerin var çok korkunç bakıyorsun, valla korktum’ demişti.
Deniz kenarında bir kahve içerken çiçek satan çingene gözlerime bakıp ‘çok seksi gözlerin var çok seksi bakıyosun tatlıım’ demişti.
Arkadaşlarımla eğlenmeye çıktığımız bir akşam Meksika'ya özel partiye katılan bir İspanyol ‘çok zeki bakışların var sen inanılmaz zekisin’ diye tekrarlayıp durmuştu 5-6 kere.
Çocukluğumda biri ‘kaşın gözün de güzel değil ki kimse seni beğenip sevip alsın, biraz iş yapmayı öğren bari’ demişti.
Bir doğum günü yemeğinde bir arkadaşım uzun uzun gözlerime bakıp ‘gözlerine bakmaya doyamıyorum kaşın gözün ne kadar güzel’ demişti.
Daha hatırlamadığım neler kim bilir. Herkesin bakışı, bakıp da gördüğü ne kadar farklı. 
Gözlerime bakıyorum, aklımdan tüm hükümleri silerek. Bakıyorum. Küçüklük fotoğraflarımdakilerle aynı gözler. Küçüklüğümdeki gözlerle bakıyorum. Ruhun zamanı yok. Dünyaya insan gelip, insan olmayı, dünyada yaşamayı öğreniyoruz. Ama ruhun yaşı yok. Küçüklüğünde neyse aynı kalıyor. ‘İnsan 7’sinde neyse 70’inde de odur’ sözü çok anlamlı geliyor bana. Ve bence gözler ruhun aynasıdır. Kalp de ruhun evi olmalı böylece.
Gözlerimi düşünüyorum. Onca şey gördüm. Sevdiğim sevmediğim, beni mutlu eden sevindiren üzen öfkelendiren şaşırtan... Onca şey içinde görmekten, bakmaktan en zevk aldığım şeyler nelerdi diye düşünüyorum. Hemen aklıma birkaç şey üşüşüveriyor.
Kedim Coco’ ya bakmak benim için dünyanın en mutluluk ve keyif verici şeyi. Gördüğüm, beni çok memnun ediyor.
İzlediğim filmler, özellikle animeler. Gördüğüm izleyebildiğim için çok mutlu oluyorum.
Sonra bir bahar, İstanbul’un yağmurlu griliğinden uzanıp, Barcelona’nın turuncu-pembe ılık öğleden sonrasında yere indiğimiz o dakikalar geliyor aklıma. Işığı bambaşkaydı. Sonsuz bir huzur ve tatmin olmuş bir mutluluk hissetmiştim.
Fotoğrafını videosunu çekemediğim, resmini yapamayacağım kareler. Gözlerimle aldığım kalbimle sakladığım her piksel. Ve bu gördüklerimi daha fazla göstermek istiyorum. Belki bir film, belki bir resim, belki birkaç söz ile.
Ureshii. Ureshii desu.
Daha görecek miyim? Daha neler göreceğim?
Sevgiyle, ilgiyle, belki artık biraz da bilgelikle alıp gözlerimden kalbimde neler saklayacağım kim bilir...


27 Haziran 2019 Perşembe

Katmanlar

Yeterince yanılırsak,
Biliriz.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Arapsaçı Hatıralar

Saçımla oynuyorum.
Birden tenimin, saçımın üzerindeki yumuşak ve pürüzsüz akışında bir hatıraya takılıyorum.
Neydi neydi?
Saçımı, hele o tutamını bir arayış ve kaybolma arasında birkaç defa tarıyorum.
İşaret parmağımın minicik ucunda yıllar geri geliyor ben yıllarda geri gidiyorum.
Bu yumuşak kaygan his neydi?
Ve birden şimşekler çakıyor
O tanıdık akış hissine ulaşıyorum
Sıcak sevdiğim bir duygu.
Çocuğum, kim bilir kaç yaşım,
Elimde bebeğim hani şu manken tipi barbie bebeklerden
Saçını tarıyorum
Saçları çok güzel
Uzun, yumuşak, parlak ve kaygan
Bebek çok güzel
Hayaller kuruyorum
Benim saçlarım erkek gibi kısa ve berbat
Büyüyünce kız olmak istiyorum uzun yumuşacık saçları olan
Güzel olmak istiyorum
Birden büyüyorum
Bir akşam
Elim saçıma gidiyor
Saçlarım yumuşak
Saçlarım kısa
Çünkü yıllarca hınç çıkarırcasına belime kadar uzattığım saçlarımı
Keyfim öyle istedi diye kısacık kestirmişim
Saçlarım sıcacık
Ben güzelim.

10 Aralık 2013 Salı

Aşk-ı Kar


Kar yağıyor dışarıda.
Güneş açtı içimde.
Aşk nedir sorgulayıp duruyor zihnim günlerdir, haftalardır.
Sonra birden bir kar yağıyor.
Sorgu sual bitiyor çabasız.
Sen değil ben değil. Senden ve benden sonra yağan kar.
Aşk benzersiz kar kadar.
Dokunsan erir, dokunmasan da erir. Erimek doğasında var.
Her bir tanesi eşsiz bir evren gibi.
Yazın da yağsa diyorum kar. Hiç yağar mi yazın kar?!
Yağsın. Ama yağmaz. Karın da bir zamanı var.
Aşkın zamanı ve mevsimi yok. Burada ayrıldılar.
Zaman nedir ki diyorum bir çemberin iki ucu.
Tekrar kucaklaştı aşk ve kar.
Aşk kitapsız kar kadar.
Bir yolu yok yağmasının karın. Yeterli eksi sıcaklığa ulaşıncaya kadar.
Bir yönü yok yağmasının. Rüzgar kaptana güvenir. O kadar.
Bir zamanı da yok öyleyse karın.
Yağması bir kavuşmaya bakar.
Aşk gibi oldu mu yine?
Aşk zamansız işte kar kadar.
Yağsın. Yağsın üstümüze aşkla kar.
O kadar.



 



24 Haziran 2013 Pazartesi

#duranadamatankalp

#duranadamatankalp
Direnişimizi dirilişe çeviren imajlarla sarıldık çoğu kez.
Kırmızı elbiseli kadın dikkatimizi cezbetti. Gitar çalan adam bizi mest etti. Siyah elbiseli kadın coşkumuzu yükseltti. Çıplak adam korkumuzu kaybetti.
Ama bir adam var ki…
Kalbimi mesh etti.
O durdu ya saatlerce gönlümün meydanında
Ben döndüm durdum tavaf ettim etrafında.
O durdu ya orada sakin ve huzurlu
Bütün hücrelerim titreşti, kanım kudurdu.
O durdu ya yeni doğan güneşi selamlar gibi,
İçim dalgalandı, görüşüm netleşti.
O durdu ya karanlıktan ve yokluktan vücuda gelen evreni seyreylercesine,
Her nefesimde katıldım varoluşun resmine.
O durdu ya,
Ben ayaklandım.
O durdu,
Ben sallandım.
O durdukça nefes aldım.
O kalktı gitti bedenini alıp mecburen,
Ruhum kaldı o merkezde mecnunen.
Bütün diriliş süreci, çok özel ve çok güzeldi.
Lakin orada durdun ya adam, dünyam değişti.
İçimde nereye temas ettin bilmiyorum.
İçim dışım yer değiştirdi, buna alışıyorum.
Dünyanın dışına çıktım seni bekliyorum.

Güneşimsin; ayın oldum, pişiyorum.

5 Mart 2013 Salı

8.hayat masalları

Bundan tam yaklaşık 97.000 yıl önce
Başka canlılar yaşarmış dünyamızın üzerinde.
İnsanlara çok benzerlermiş o yüzden korsan diyelim onlara
Bedenleri, sesleri, evleri, şehirleri bile hatta
Hisleri de en çok benzermiş insanlarınkine galiba
Öyle ki hayal gücümüzü çalıştırmaya gerek kalmayacak derecede
O kadar benziyorlarmış ki biz en iyisi imsan diyelim onlara.
Yaşadıkları yer ve zaman dünyanın hayatlarından birinde
Sanırım üçüncüsünde
7 kere batmış ya dünya ve doğmuş 8 kere
9 canlıdır dünya ve bizim yaşadığımız hayat sondan bir önce.
97.000 yıl evvel yaşayan imsanlar bir his farkeylemişler
Dünyanın batmasına tam çok az kala, sessizce
Ve aslında bir sır vereyim buymuş sonunu getiren hayatlarının gizlice.
Bu hissi yok etmek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile.
His yok etmiş onları e tabii yok olmuş kendisi de.
İmsan olmazsa his olur muymuş ki?
Ama bir sır vereyim de kimseye söyleme
İmsanlardan bir aklı evvel saklamış bu hissi yerin göbeğine.
Bu his imsandan akıllıymış sanki çıkmazmış yeryüzüne.
Taa ki her sonu gelmeye yakın dünyanın her hayatının
Keyfini çıkarıp dinlenmiş tam merkezinde dev arzın.
İmsan, ifsan, issan, iğsan, ihsan ve sonunda insan hayatları doğmuş sırayla.
Bir yenisi doğuyormuş batan her hayatın ardında.
Bu his zamanla derinde canavar gibi kararmış
Zaten hayatı yok eden karanlık bir yüzü varmış.
Ne zamanda biri korkuyla hatırlasa o en derini
Canavar his fırlarmış yerinden tutmadan hiç nefesini.
Sarsılırmış koca dünya unutup ahiri evveli,
Toplanırmış gökler yere batırmak için güneşi.
Karanlık inince inine, bir ışık hayat doğarmış
Lakin ne var ki sonunda hep karanlık ışığı yoka boyarmış.
Böyle gelmiş böyle gitmiş, neyse ki çok az kalmış
Dedim ya bizim yaşadığımız hayat sondan bir önce yaşanmış.
Sana son bir sır vereyim, beni affet ve iyi dinle
Bu gün uyandırıverdim canavar hissi kalbimde.
Histir eninde sonunda canavar olmasından öte
Karanlık çabuk yayılır güneşin değidiği yerde.
Lakin bir çıkışı vardır hep her masalda hikayede
Hem lakin bu masal değildir, ne bir mit ne de hikaye
Yine de duymak istersen canavarın son nefesini
Koşup inine inesin tutmadan sen nefesini
Karanlıkta aydınlığı bulana kadar derine
Canavar ölsün diyorsan yok başka çare derdine
Canavar his öldü diyelim, görürsün daha beteri
Canavar gitse de sonu gelecek, değildir dünya ebedi.
O his ölsün bu his ölsün derken insan yok olacak
Geriye belki kim bilir sadece hisler kalacak.
Bence sen git rahat uyu, his arşınlasın dünyayı
Ben göğü açarım sana aydınlatsın ay rüyanı.
Sekizinci hayat da batar dünyanın son nefesinde
Sen dokuzuncuyu düşün onun ötesi nerede?


25 Şubat 2013 Pazartesi

eğer ki.

Aydınlığın içinde güçlü bir ışık yaksan nafile
bir farkı olmaz.
Karanlığın içinde bir mum yakarsan;
Bir şey değişir.